Özet
İkinci Yeni şiir akımının öncülerinden Türk şair, yazar ve çevirmen. Yaşamı boyunca "Üvercinka", "Göçebe" ve "Sevda Sözleri" gibi modern Türk şiirinin kilometre taşları sayılan eserler kaleme aldı.
Ölümünden otuz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, şiirleri aşkın, bedenin ve hayatın somut detaylarının en derin anlatımları olarak edebiyat dünyasında yankılanmaya devam etti.
Cemal Süreya'nın Hayatı ve Biyografisi
Gerçek adı Cemalettin Seber olan Cemal Süreya, 1931 yılında Erzincan'da Hüseyin ve Gülbeyaz çiftinin oğlu olarak dünyaya geldi. Yaşamının ilk yılları, hem kişisel hem de toplumsal travmalarla dolu geçti ve bu deneyimler onun şiir dünyasını derinden etkiledi.
Sürgün ve Çocukluk Yılları
1938 yılında, Dersim İsyanı'nın ardından ailesi Tunceli Pülümür'den Bilecik'e sürgün edildi. Kaynaklara göre annesini 1937'de, henüz 6 yaşındayken kaybetti; bazı kaynaklara göreyse bu acı kayıp sürgünden altı ay sonra yaşandı. Annesinin erken yaşta ölümü, Süreya'nın şiirlerinde sürekli yankılanan bir tema olarak karşımıza çıkar.
İyi bir eğitim alabilmesi için İstanbul'daki teyzesinin yanına gönderilen küçük Cemal, bir yıl sonra babasının da İstanbul'a gelerek çocuklarını yanına almasıyla aile yeniden bir araya geldi. Ancak kısa süre sonra aile tekrar Bilecik'teki sürgün yerine gönderildi. Süreya burada Bilecik Ortaokulu'nda öğrenimine başladı.
Babasının 1944'te Esma Hanım ile evlenmesinin ardından, üvey annesinden gördüğü kötü muameleden kaçmak için parasız yatılı okul sınavlarına girdi. Bu sürgün deneyimini bir şiirinde şöyle anlatmıştır: "Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde."
Eğitim Yılları ve İlk Adımlar
Türkçe ve edebiyat derslerindeki başarısıyla dikkat çeken Cemal Süreya, 1947 yılında Haydarpaşa Lisesi'ne yatılı olarak kabul edildi. Okul yıllarında öğretmenlerinin dikkatini çeken Süreya, boş zamanlarını Bakırcılar Çarşısı'ndaki Halkevi Kitaplığı'nda geçirerek kendi deyimiyle "kötü romanlar" okuyarak dünya edebiyatıyla tanıştı.
Liseyi bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Maliye ve İktisat Bölümü'ne kaydoldu ve 1950'de mezun oldu. Mülkiye'deki dört yıl, dünya görüşünün, kişiliğinin ve sanatının oluşumunda önemli bir rol oynadı.
Henüz üniversite öğrencisiyken 23 Kasım 1953'te Seniha Hanım ile evlendi; çiftin kızları Ayçe, 3 Ağustos 1955'te dünyaya geldi.
Meslek Hayatı ve Edebiyata Geçiş
1954 yılında okuldan mezun olduktan sonra Eskişehir Vergi Dairesi'nde stajyer olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl Maliye Teftiş Kurulu sınavını kazanarak, 11 Ağustos 1955'te İstanbul'a maliye müfettiş yardımcısı olarak atandı.
Hem şiirlerini hem yazılarını yayımlayabileceği bir dergi çıkarma fikrini aklında taşıyan Süreya, Temmuz 1959'da askerlik hizmetine başladı ve 31 Aralık 1960'ta tamamladı. Askerliği sırasında ek dersler alarak hukuk diploması da elde etti.
Bir yıl süren Paris görevi (Maliye Bakanlığı tarafından verilen) sonrasında, Süreya 1964'te İstanbul'a döndü. Ardından, Maliye Teftiş Kurulu'ndan arkadaşları Sezai Karakoç ve Doğan Yel ile birlikte, 31 Temmuz 1965'te görevlerinden ayrılarak tamamen edebiyata yöneldi. Bu cesur karar, onun edebiyata olan tutkusunun ve şiire adanmışlığının en somut göstergesiydi.
1971'de tekrar Maliye Bakanlığı'na dönen Süreya, İstanbul Hocapaşa Vergi Dairesi, Maliye Teftiş Kurulu ve Darphane ve Damga Matbaası Müdürlüğü gibi çeşitli görevlerde bulundu ve 1982'de emekli oldu.
İkinci Yeni Hareketi ve Cemal Süreya'nın Rolü
İkinci Yeni'nin Doğuşu
İlk şiiri "Şarkısı Beyaz", 1953'te Mülkiye dergisinin 8 Ocak tarihli sayısında yayımlandı. Kısa sürede "İkinci Yeni" şiir akımının öncü isimlerinden biri olarak tanındı.
İkinci Yeni, 1950'li yılların başında ortaya çıkan ve Garip hareketine (Birinci Yeni) tepki olarak gelişen bir şiir hareketidir. Bu akım, Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat gibi şairlerin başlattığı Garip şiirinin günlük konuşma dili ve sadeliğine karşı çıkarak, geleneksel şiir biçimlerinden ve temalardan koparak özgür ölçü, modern dil ve deneysel anlatım tarzlarını benimsedi.
1954'ten itibaren Yedi Tepe, Pazar Postası, Salkım, Kimsecik ve Köprü gibi dergilerde, 1960'tan sonra da Yeni Dergi ve Papirüs'te kendini gösterdi. Haziran 1954'te Yeditepe dergisinde yayımlanan "Gül" şiiri, gerek çağrışımları gerek imgeleri bakımından edebî çevrelerde ciddi bir yankı uyandırdı.
Muzaffer Erdost ve "İkinci Yeni" Adlandırması
Hareketin "İkinci Yeni" olarak adlandırılması, eleştirmen ve kuramcı Muzaffer İlhan Erdost'un 19 Ağustos 1956'da Son Havadis gazetesinde yayımlanan yazısının başlığından gelir. Bu yazıda Erdost, Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer'in benzer doğrultuda şiirler yazdıklarını ve bir hareket temsil ettiklerini belirtti.
İlginç olan şu ki, İkinci Yeni şairleri ortak bir bildiri ya da program ile ortaya çıkmamıştır. Cemal Süreya bu durumu şöyle anlatır: "2. Yeni bir akım olarak doğmadı. Bir programı ortak bir bildirisi olmadı. Şairlerin çoğu birbirini tanımıyordu bile. Söz gelimi ben Edip Cansever'le 1956'da, Turgut Uyar'la, çok daha sonra tanıştım."
İkinci Yeni'nin Özellikleri
İkinci Yeni, "kendisinden önce yazılmış şiiri aşmak isteyen, ama genel anlamda 'anonim'leşmekten kaçınan, 'tek'leşen özgür bireyin şiiri" olarak tanımlanır. Cemal Süreya, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan gibi önemli isimleri öğrenimlerini "parasız yatılı" olarak ve devlet bursuyla tamamlamışlardır. Bu nedenle Ece Ayhan, İkinci Yeni'yi "parasız yatılılar" ya da "mülkiyeliler" hareketi olarak değerlendirir.
Cemal Süreya, biçim konusundaki görüşünü şöyle belirtir: "Biz şiir salt biçimdir, demiyoruz, belki en çok biçimdir diyoruz. Bunu belirtebilmek için de soyut bir metodla diğer her şey aynı kaldığı takdirde biçimin beklenebilir değişmelerini arıyoruz. Biçimi önemsiyoruz. Bunu da gerekli buluyoruz."
Papirüs Dergisi ve Edebiyat Katkıları
Aynı dönemde, 1 Ağustos 1960'ta Papirüs dergisinin ilk sayısını yayımladı. Dergi ikinci sayısından sonra sekiz aylık bir ara verdi ve üç sayı daha yayımlandıktan sonra Temmuz 1961'de kapandı. Ancak Papirüs, İkinci Yeni şiirlerinin en önemli arşiv kaynağı olarak edebiyat tarihinde yerini aldı.
Ülkü Tamer, Papirüs'ün başlangıç hikâyesini şöyle anlatır: "Papirüs'ü çıkaracağız, Cağaloğlu'nda küçücük bir handa ufacık bir oda tuttuk. Dergi 1500 liraya mal olacak, toplasanız ikimizde 50-60 lira ya var ya yok. Yazılar hazır bekliyor, matbaaya verecek para yok. Evden küçük külüstür bir halı getirip sermişiz. Edip Cansever geldi bir gün. Bu halı iyi bir parça olabilir dedi, anlıyordu bu işten, antikacı dükkânı vardı çünkü. O da rulo yapıp götürdü."
Cemal Süreya, Papirüs'ün son sayısını 15 Mart 1981'de yayımladı.
Edebi Kişiliği ve Şiir Anlayışı
Cemal Süreya, zarif ve parıltılı şiirinin yanı sıra yazıları ve değerlendirmeleriyle İkinci Yeni şiirinin niteliğini en iyi ortaya koyan isimdir. İlk şiirlerinde biçim kaygısı ağır basar. Eski şiirle bağını sesten çok imge yoluyla kurar ve çağrışımlardan yararlanır. Şiiri ince buluşların, duygulanımların, yaşanan gerçekliğin kendine özgü bir söyleyişin toplamıdır.
Şiir ve Folklor İlişkisi
1956 yılında "Folklor Şiire Düşman" başlıklı bir yazı yayımlar. Şair yazısında şiirde halk deyimlerine ve folklor unsurlarına fazlasıyla yer verilmesini eleştirir. Süreya'ya göre folklordan şiirin bugünkü entelektüel niteliğini taşıyacak güç ve zenginliği beklemek boşunadır. Çünkü anlam bakımından donmuş, tek yönlü bir halk deyiminin uyandıracağı çağrışımlar bellidir ve değişmeyecektir.
Ancak geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Halk edebiyatından taklitle değil; özümseme yoluyla yararlanılması gerektiğini, aksi takdirde kalıpların egemen olduğu folklorun şiiri öldüreceğini ileri sürmüştür.
Erotik Şiir ve Aşk Temaları
Cemal Süreya, kendi şiirini "benim şiirim erotik şiirdir" diye tanımlar. Başta son derece bireysel ve hatta üst-gerçekçi şiir anlayışını benimseyen Süreya, sonraları toplumcu gerçekçi anlayışla bütünleştirdiği yazınsal kimliğini işlediği her temaya yaymaya çalışmış, dil estetiğini de bu paradigmalar çerçevesinde oluşturmuştur.
Cemal Süreya'nın kadını erotik bir nesne olarak görmediği şiirlerinde otobiyografik unsurlar ön plana çıkar. Özellikle yaşadığı sürgün ve küçük yaşlarda anne kaybı sendromu, şairin şiirlerindeki kadın tipini baştan aşağı etkilemiş, kurgusal düzlemde ve yaşam deneyimiyle nesnelleştirdiği kadın tipini şekillendirmiştir. Sevgilisinde annesini arayan imgeler ve şiirlerindeki coğrafi ve mekansal semboller bütün bunların göstergesidir.
Süreya'nın şiiri aşkla, bedenle, hayatın somut detaylarıyla örülü. Sade ama bir o kadar derin, gündelik ama şiirsel. "Biliyorum sana giden yollar kapalı", "Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.", "Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek" gibi dizeleri, modern Türk şiirinin en bilinen ve en çok alıntılanan satırları arasındadır.
Kültür ve Yayın Faaliyetleri
Cemal Süreya, Oluşum dergisinde başyazılar kaleme aldı; Türkiye Yazıları dergisini ise kurucuları arasında yer alarak yönetti. 1977 yılında Politika gazetesi sanat sayfasında "Günübirlik" başlıklı köşe yazılarını yazmaya başladı ve böylece gazete köşe yazarlığı kariyerine adım attı.
Ayrıca Kültür Yayınları Danışma Kurulu'nda ve Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu'nda görev yaptı. Süreya, Osman Mazlum, Adil Fırat, Ali Fakir, Ali Hakir, Ahmet Gürsu, Hüseyin Karayazı, Birsen Sağanak ve Dr. Suat Hüseyin gibi çeşitli takma adlarla yazılar yayımladı. Özellikle "Osman Mazlum" müstearıyla İkinci Yeni ile özdeşleşen Pazar Postası'nda yazıları çıkmıştır.
Kariyeri boyunca şiir, deneme, çocuk edebiyatı, günlük, eleştiri, çeviri ve derleme türlerinde üretim yaptı.
Başlıca Eserleri ve Ödülleri
Şiir Kitapları
- Üvercinka (1958): İkinci Yeni'nin doğuşunu ilan eden eser. İlk kitabı olan Üvercinka ile 1958 Yeditepe Şiir Ödülü'nü kazandı. Süreya bu ismi şöyle açıklar: "Üvercinka, güvercin kanadından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcük. Barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram."
- Göçebe (1965): İkinci kitabı Göçebe ile 1966 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü'nü kazandı.
- Sevda Sözleri (1966): Aşk şiirinin en güzel örneklerini içeren kitap.
- Folklor Şiirleri (1968)
- Üç Şiir - Papirüs Derlemesi (1968)
- Sıcak Nal (1976)
- Bütün Yapıtları - Şiirler 1950-1980 (1990)
Düzyazı Eserleri
- Güvercin Curnatası (1970): Deneme
- Günübirlik Yazılar 1 (1979)
- Yoksulluk İçimizde (1976)
- 99 Kuşağından (1983)
Çeviri Çalışmaları
Fransızcadan Türkçeye yaklaşık 40 eser çevirdi. Hem şiir hem düzyazı türlerinde çok sayıda eseri Türkçeye kazandırdı. Bu çalışmalarıyla Türk okuyucusunun dünya edebiyatıyla tanışmasına önemli katkılar sağladı.
Ölümü ve Mirası
Cemal Süreya, 9 Ocak 1990'da, 59 yaşında yaşamını yitirdi ve Kulaksız Mezarlığı'na defnedildi. Ardında yalnızca şiir kitapları değil, modern Türk şiirinin en önemli seslerinden biri olarak unutulmaz bir miras bıraktı.
"Üvercinka"dan "Sevda Sözleri"ne kadar her dizesi, modern Türk şiirinin kilometre taşları arasında yer alır. Şiirleri bugün hâlâ edebiyat fakültelerinde, şiir severler arasında ve sosyal medyada en çok okunan, alıntılanan ve tartışılan eserler arasındadır.
Cemal Süreya'nın şiiri, bireysel ve toplumsal deneyimleri, aşkı, acıyı, yalnızlığı ve umut arayışını benzersiz bir dille harmanlayan ve modern Türk şiirinin en özgün örneklerini sunan bir mirastır. "Çağdaş Türk Şiirinin en son ve en özgün atılımı" olarak değerlendirilen İkinci Yeni hareketinin en önemli temsilcilerinden biri olarak edebiyat tarihindeki yerini almıştır.
Cemal Süreya'dan Unutulmaz Dizeler
"Biliyorum sana giden yollar kapalı"
"Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git."
"Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek"
"Sizin hiç babanız öldü mü?"
"Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz"
"Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil"
Cemal Süreya'nın edebiyat dünyasına kazandırdığı bu zengin miras, günümüzde bile modern Türk şiirini ve şairleri etkilemeye devam etmektedir. Onun cesur, yenilikçi ve derinlikli şiiri, edebiyatımızın en önemli hazinelerinden biri olarak yerini korumaktadır.